Ana Sayfa > Tasavvuf > Mevlana: Hoşgörü

Mevlana: Hoşgörü

07 Haziran 2011, 16:41 Yorum yap Go to comments

         
        Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugünkü Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan bölgesinin Belh şehrinde dünyaya geldi. 1273 yılında 66 yaşında iken Konya’da öldü ve oradaki türbesine gömüldü. Mevlâna’nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında ‘Bilginlerin Sultanı’ unvanını almış olan Bahaeddin Veled’dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.
          Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled, bazı siyasî olaylar ve Moğol istilası nedeniyle 1212-1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Bahaeddin Veled’in ilk durağı Nişabur olmuş, Nişabur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Oradan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Mekke’ye hareket etmiş, Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam’a uğramış, Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Karaman’a gelmiştir.
          Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Anadolu Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Anadolu Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu. Selçuklu devletinin hükümdarı Alâaddin Keykubad, Bahaeddin Veled’i Karaman’dan başkent Konya’ya davet etmiş ve buraya yerleşmesini istemiştir.Konya’ya geldiklerinde Mevlana 22 yaşında idi.

           Mevlana’nın yaşadığı 13. yüzyılda, Anadolu’da sıkıntılı ve huzursuz bir ortam bulunmaktaydı. Moğol istilası nedeniyle yağmalar, baskınlar, savaşlar başlamış, halk büyük bir sıkıntı içerisine girmişti. Bu dönemlerde Orta Asya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen ve kendilerine “Ho rasan Erenleri” denen Hak aşıkları, Anadolu halkını içerisine düştükleri bu sıkıntılı durumdan kurtarmak için bir olmayı, birbirlerini sevmeyi öğütlemişler, dinin evrensel ahlâk ilkelerini anlatmışlardır.

         Tirmiz’den gelip Kayseri’ye yerleşen, dönemin en büyük bilginlerinden Seyyid Burhaneddin’den de ders alan Mevlana, daha sonra dönemin ilim alanında önemli merkezleri olan Halep ve Şam’a gitmiş, yaklaşık 5 yıl süren eğitimin ardından tekrar Konya’ya dönmüştür.
          İslâm tasavvufunda önemli bir seviyeye ulaşmış olan Mevlana, tüm insanlığı sevgi ve hoşgörüye çağırmış, herkese kapısını açmış, hangi din, mezhep ve milletten olursa olsun kendisiyle tanışan herkese kılavuzluk yapmıştır.

 

Biz ayırmak için değil birleştirmek için geldik,
Topluluk rahmettir, ayr lık azap.
 
          Mevlana’nın hoşgörüsü, insana verdiği değerden kaynaklanmaktadır. Mevlana’ya göre insan, Allah’ın en mükemmel yarattığı varlıktır. Bu anlayıştan hareketle insanlar arasında daima birleştirici ve bütünleştirici bir rol oynamış, bir ötekiler grubu oluşturmadan insanları din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin bir bütün olarak görmüştür. Bu çerçevede farklı kültürden grupların bir arada hoşgörü ortamında yaşamalarına ortam hazırlama anlayışı içerisinde ol muştur. O’nun;”Her Peygamber’in her velinin bir mesleği vardır. Fakat değilmi ki hepsi halkı Hak’ka ulaştırıyor.” (Mesnevi, I, 40) sözü, İslâm dininde “birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” temel ilkesiyle örtüşmektedir. Mevlana’nın öğrencileri yalnızca Müslümanlardan değil o günkü Anadolu’da yaşayan bütün din ve kültürlerden gelen insanlardan oluşmaktaydı. Mevlana Mesnevi’sin de sevgi, acıma, muhabbet, lutfetme, hoşgörü, alçak gönüllülük, kardeşlik, insanlık özelliği sayılırken, hiddet ve şehvet insana yakışmayan bir davranış olarak görülmektedir (Mesnevi, I, 195). Bu konuyla ilgili şu sözü meşhurdur:

 Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörürlükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!
 
Mevlana yalnızca Müslümanları değil bütün insanlığı kapsayıcı bir hoşgörü anlayışı getirmeye çalışmıştır.

”Gel gel… Ne olursan yine gel.
Kâfir de olsan, putperest de olsan yine gel.
Bizim dergâhımız umutsuzların dergâhı değildir.
Yüzkere tövbe etmiş de olsan, tövbeni bozsan, gene gel”

 diyen Mevlana’nın düşünceleri, felsefesi bugün bir çok ülkede oldukça ilgi görmektedir. Batı insanı gittikçe daha da artan bir oranda Mevlana düşüncesine ilgi göstermektedir. Türkiye’nin en büyük hoşgörü simgesi olan Mevlana’nın eseri Mesnevi, dünyanın bir çok diline çevrilmiştir. O’nun;

“Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler,
Biz ney gibiyiz, iki yüz mezhep ehli ile, bir perdede konuşuruz.”

 sözü, evrensel bir hakikat peşinde olduğunu göstermektedir. Gittikçe farklı kültür ve dinden insanların bir arada yaşamak durumunda kaldığı günümüz dünyasında, insanların birlikte huzur ve güven içerisinde yaşamaları için en çok ihtiyaç duydukları hoşgörü ve sevgi Mevla na’nın düşüncesinin özünü oluşturmakta ve günümüz insanı gittikçe Mevla na ve benzeri hikmet sahibi kişilerin rehberliğine daha çok ihtiyaç duymaktadır.
 
Kaynak: Temel İslam Bilgileri
About these ads
Kategoriler:Tasavvuf Etiketler:,
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 41 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: