Arşiv

Archive for the ‘Edebi Yazılar (şiir, söz..)’ Category

Gitmeyi öğrendim ben;sonra dayanamayıp geri dönmeyi..

26 Şubat 2012, 16:46 2 yorum

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

“Her kar yağdığında, mahşerde amel defterimizin uçuşarak elimize geleceğini düşünüyorum.”Râbiatü-l Adeviyye

26 Şubat 2012, 16:15 Yorum yapın

‎"Her kar yağdığında, mahşerde amel defterimizin uçuşarak elimize geleceğini düşünüyorum."Râbiatü-l Adeviyye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sanırız ki, insan konuştuğu kadardır.
Konuşmadığımız kadarımız da konuşur oysa.
Bir de konuşamayan tarafımız var ki,
Nice konuşmaların gürültüsünü bastırırdı açsaydı ağzını…

Kategoriler:Edebi Yazılar (şiir, söz..) Etiketler:,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

22 Ocak 2012, 23:04 2 yorum

Mü’min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ’sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yunus Emre

Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et.

22 Ocak 2012, 23:02 Yorum yapın

Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et.

Ve bütün bu şehrin zînetlerine bak.

Ve bütün bu memleketin tanzimâtını gör.

Ve bütün bu âlemin san’atlarını tefekkür et…

Risale-i Nur’dan

Bir Diyar Olsa Gerek

04 Aralık 2011, 14:53 Yorum yapın

 
KAFESİN içindeki kuş ne ise, bedenin içinde de ruh öyle. Biz ise beden kafesine takılıp kalmışız. Bir gün bir el açacaksa bu kapıyı, biz de ormanlardaki ağaçlara gideceksek, kuşlar gibi uçacaksak, işte hayat budur. Bizi bekleyen varsa, oraya gitmek gerek, çünkü kalan yok burada.
Bırakın ötelere gideyim. Ruhumuzu seyretmek bir manzarayı seyretmekten daha önemli değil mi? Bu ruhun senin olduğunu görmek bu dünyada mümkün olmayacak mı?
Bir an olsa gerek, kapıda beliren bir melek olsa gerek. Beden dehlizinde kaybolmamıza fırsat tanımayacak bir melek… Bu meleği de sevmek gerek. Üzerine titrediğimiz ruhumuzu, tek sermayemizi bu dünyada bırakmayacak olan şefaatçimiz, yardımcımız olan melek. İzinsiz hiçbir şey yapamayacağına inanmamız gerek… Görmediğimiz, bilmediğimiz ruhumuzu ona emanet etmek gerek… Allah’ım ne olur bu emaneti meleğine verirken, onun eline teslim ederken, aldığımız günkü gibi bir sâfiyeti, temizliği lûtfet.
Binlerce sene yaşasam da bu dünyada, Sana olan sevgiyi, merhameti keşfedemediysem, o günüm ölüdür, o günüm yoktur Rabbim. Kolayın kolayı varken, zorun zoruna tutunmak istemiyorum. Şu anda, sevginle Sen geldin ruhuma misafir oldun, ruhumu uyandırdın ey Rabbim. Sen ki, varlığını fark etmem için bir mucize gerekti, onu da verdin, ilhamını lûtfettin. Allah’ım hayatımdan başka hiçbir şeyim yok. Onu da Sana feda ediyorum, Senin verdiğini Sana veriyorum desem, kimin hayatını kime feda ediyorsun diye bir soruyla karşılaşmaktan korkuyorum. Baharı, dirilişi taşlar duysun da nefsim duymasın, olur iş değil… Rabbim ben Senin yolunda öleyim de, ne olursam olayım. Dilimde bir şair duası olsun şu demde:
“Bizi ister bir toz yap savur mahşer yelinde
İster sürü çöp gibi tufanların selinde…
Sonunda bir varlığa ulaştır da Allah’ım
Bırakma tabiatın merhametsiz elinde”
Gecelerin adına, gecelerin nuruna, bizi bu dünya zindanında bırakma. Ruhun silindiği bu dünyada yaşamaktansa ötelere geçmek gerek, ölmek gerek. Ölmek ve yeniden dirilmek. Allah’ım günlerimin sayılı olduğunu hiç durmadan bana hatırlatıyorsun, sonu gelmez bir dünyada yaşadığım zannına kapılmama izin verme lütfen. İçinde uyuyan mutluluğu uyandıramayanlar adına, dışarıdan bir elin gelip de kendilerini ayağa kaldırmasını bekleyen bu sonsuz uykudakiler adına, uyandır ki beni uyandırayım uyuyanları, bu mutluluğu çok görme Allah’ım. Sen ki bana tüm yarattıklarını sevme gibi bir nimeti bahşetmişsin… Bundan daha büyük bir nimet ne olabilir ki, ne isteyebilirim ki Senden…
Gururun fırtınaları, şöhretin sarhoşlukları, makamın baş döndürmesi karşısında arada sırada kefene giren bedenimi, bu hayal karesini açar mısın âlemimde? Ölmeden önce ölmenin sırrını nefsimde yaşatır mısın? Hırs gözlerimi kör etmeden, nefsim yanlış şeylerin peşine düşmeden bana yardım et… Beni nefsimin eline bırakma Allah’ım.
Allah’ım beni, bizi, hepimizi affet. Bütün sevdiklerimizi, seni ömründe bir defa dahi olsun hayalinden kim geçirmişse onları da affet. Sen ki affetmek için bahaneler ararsın, biliyorum… Ruhuma öyle bir zenginlik, nimetlerine karşı sonsuz bir şükür hazzı nasip et ki, en küçük bir kareden, bir manzaradan, bir sesten haz alayım ve Sana sonsuz hamd edebileyim…
Bir zaman gençliğime güvendimdi, o da gitti elimden şimdi. En uzun ömrüm bugün… Belki bu an kadar bile değil. En uzun ömrümün sonu bile yarından daha yakınsa, sana kavuşmak için gaflete dalmaya can atan, günaha girmeye istek duyan nefsimi sana şikâyet ediyorum, onu terbiye etmekten âcizim. Başıma iş açacak dertlere sürüklenmekten kurtar beni. Tükeniyorum. Bitiyorum. Dakikalarım kum saatindeki taneler gibi dökülüyor. Şu an yaşadığımdan bir lezzet aldığımı da bilmiyorum, sadece aldığını sanıyor nefsim. Senden hayırlı, ebedî ve cennetlerin firdevslerinde bitmez bir ömür istiyorum… Buna sahip olmak için ne gerekiyorsa, her şeyimi vermeye hazırım. Madde mi, para mı, şöhret mi, sevgi mi? Senin adına olmayan ne varsa her şeyi. Hangisi, ruhumun isteklerinin yerini tutabilir ki? Bir gün gelip tükenecekler. Ah ruhum, sevgili ruhum… Seni Allah’ıma emanet ediyorum… Meleğime emanet ediyorum…
Bir diyar olsa gerek… Oraya bir melekle çıkılsa gerek. Azrail ki, asıl adı melek. Bekliyorum, bekliyorum bir bahar olsa gerek… Bu dünyanın tüm güzellikleri ondan haberci olsa gerek…
Vitrinlerle aldatma, yanlışlarla kandırma beni, ötelere yücelere çıkar ruhumu. Karanlıklarda boğdurma, nuruna al… Sevgilinin, lâyıksam eğer, onun habibinin yanına al, yanıbaşına al. Sevdiklerinin ve sevdiklerimin yanı başına…
Adına, şânına, Rahman ve Rahim olan isimlerin adına affet. Ey bizi nimetleriyle donatan sultanımız. Mübarek günler, geceler ve aylar hürmetine… Ramazanlar ve bayramlar hürmetine… Sevdiklerin hürmetine affet… Ruhum, Sana ait olmanın, Seni bir bilmenin, nefsimin esaretinden kurtuluşunun bayramını yapsın bu demde. Benim dualarım bitti, bitiyor, bu kadarcık… Ama Senin affın bu kadarcık değil… Sonsuz rahmetinle… Affet ve bizlere ebedî bir Cennet lûtfet…
 
Selim Gündüzalp

Dilimi Değdirdiğim Yere Kalbim Yetişir Mi? [Gece İle Gelen Rızık]

08 Kasım 2011, 18:11 2 yorum

Senai Demirci’den

Korkuyorum. Dilim kolayca dolanıyor süslü kelimelere. Büyük laflar damağımın her yanına yapışmış gibi. Dudağımdan sözler yâr yüzünden düşen yaşmak gibi kayıveriyor göğe. Göğsünde taşıdığını bilmiyor gibi, içinde büyüttüğünü tanımıyor gibi heceler. Ayrılık sözleri dilimden eksik olmuyor. Ölümü sıkça anıyorum belki. Hasret, hüzün, keder, sızı, sancı, ağrı, ölüm, ayrılık, özlem birer kelime sadece… Dile dokunduğunda acıtmıyor, kulağa vurduğunda can yakmıyor. Bunlar sözler, sadece sözler, sadece sözler. Ağzımda kolayca yankılanıyorlar. Bir çok kulağa çarpıyorlar. Belki bir kaç kalbe de iniyor. Havada asılı duruyor sesler. Harflerin zincirine tutunuyor sözler. Dört harf “ölüm ve sadece iki hece. “Ölüm” derken, kelimenin tam ortasında dil damağa değiyor. Bitirdiğinde dudak dudağa kavuşuyor. “Ölümmmm.. Buluşuyor dil ve damak. Isınıyor dudaklar, kavuşuyor. Kolay ölüm… bu kadar kolay. Demesi kolay.. Ya olması ölümün.

Ya dudakları soğutması. Eşiğinde durmak son nefesin nasıl bir tükenmişlik. Nice bir yangındır ömrün bir nefese daha yetmemesi.. Ölümün kendisini ruhunla hecelediğin oldu mu? Ayrılığı kıvrana kıvrana içtin mi hiç? Hasretin tam ortasında kala kalıp zamanın kırık cam parçaları gibi gırtlağına battığını hissettin mi? Korkuyorum. Yalancı olmaktan korkuyorum. Dilimi değdirdiğim yerlere kalbimi yetiştirememekten korkuyorum. Dudaklarıma vuran sözlerin tenimde iz bırakmadan savrulması yalancı eder mi beni? Ya herşeyimi yitirmiş ve geriye sadece sözlerim kalmışsa? Kuru sözler, boş sözler, süslü sözler, içinde kalp olmayan kalp sözler… Ölümün yüzüne yüzünü değdiren ne çok yüzler oldu. Güldü mü ölüm onların yüzüne? Gözleri ölümün gözleri olunca neyi gördüler? Hangi hasretler koşuştu dudaklarına? Yarınlar var diye yarım kalmış işler, sonra söylerim diye söylenememiş sözler, sırası değil diye gecikmiş sevmeler ölümün eşiğinde kimbilir nasıl haykırdı? Ölüm anında susan dudak söyleyeceklerinin hepsini söyleyememişti. Ölümün kollarında açık kalan eller, sahip olunacakların hepsini bitirmiş miydi? Sözleri yok ölümün. Ne söylüyorsa gözleriyle söylüyor. Bir ölünün gözlerine yığıyor tereddütlerin hepsini. Sessizce iniveren kirpiklerin ucuna savuruyor geç kalmışlıkların hepsi. Sanki ruhunu dudakları arasındaki ince çizgiye biriktirmiş gibi ölümler, hem hiç konuşmuyor hem hep konuşuyor. Hayat gibi değil ölüm. Az konuşuyor. Heceleri sessiz. Sözleri keskin. Benim gibi sözlere tutunma sevdası yok ölümün. Ömür boyu suskun. Bir kez konuşur ve konuştuğunda en büyük sözünü söyler. Ne kadar konuşsam ve yazsam, ancak ölümün sözünü ederim. Ölümün sözü, ölümün kendisi değil. Bir beden ki, ölümün kırık hecesidir her daim. Hücre hücre ölüme yazgılıdır içinde yürüdüğüm bu gövde. Zamanın her “tik-tak”ı uzaklıkların sinsi habercisidir; çatlaklar açar aramızda, içimizde. Hayat, aslında hep ölümü anlatır dinleyene. Hayat ölümle berbat olsun diye değildir bu. Ölümün eşiğinde yaşanan bir hayat daha çok anlam arar kendine, daha çok heyecan bulur da o yüzden. Ölümü bilirsen çerçeve çizersin kendine. Bildiğin, beklediğin bir son varsa, hayatı som bir altın gibi işlemeye koyulursun. Ucunu açık sanırsan, oyalanmaya durursun, hoyratça savurursun, oyuna dalarsın. Rüyanın rüya olduğunu bile unutacak sahte bir uyanıklık içinde uyursun. Uyanamazsın. Buraya yazıyorum: en güzel, en içten yazımı öldüğümde yazmış olacağım.. En sahici nasihatimi, en umulmadık haykırışımı cenazem söyleyecek sana. Hayata nokta koyduğumda yüreğine çelikten sözler dikmiş olacağım. Çelikten sözler.. Ezsen de unutkanlığınla, kalbinin odacıklarında bir yerde suskun bir tohum gibi patlamayı bekleyecek. Hiç beklemediğin anda çiçekler açacak, buruk meyveler sunacak. Sen sus ey ölüm.Ben sana hece hece yaklaştıkça, sen bigâne kal. Ben kelimelerle yoluna tuzak kurdukça, sen suskunlukların ardına kaç. Ben ele avuca sığdırmaya çalıştıkça seni, sen perdeler ardına saklan. Sen sus ki, bana söz söylemek kalsın.Yalan sözler. Kuru sözler. Ağız dolusu. Dil bulaşığı. Yüreksiz sözler. Sözler kalsın. Yalanı dilimden uzak eyle Rabbim!
Kategoriler:Edebi Yazılar (şiir, söz..) Etiketler:,

Tövbekar Oldum

24 Ekim 2011, 22:04 1 yorum

Tövbekar Oldum


Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an;
Aşk ile can buldum, canda var oldum!..
Bu zorlu nefsime neyledi zaman?..
Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..

Tevhîdin nûruyla, var ettin canı;
Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!..
Tedbirden, takdire dönen her sonu;
Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..

Kader levhâsında, ince bir sır var;
Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!..
Âlemi sardıkça bu derin efkâr;
Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!..

Ezelden ebede bu şevk, bu heves;
Firdevs’den, Mevâ’dan, Naim’den bir ses!..
Kutsal emanete yüklü her nefes;
Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..

Hüzün tezgâhında, süsledin gülü;
Yardın, pâk eyledin mümin gönülü!
Sebepler içinde her tevekkülü;
Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..

Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak;
İçimde, iç içe binlerce tuzak!..
Ey gönül geç nefsi, benliği bırak;
Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!..

Alıntı..

Nakkaşı Ara…

24 Ekim 2011, 21:52 Yorum yapın

Nakkaşı Ara...

Eya nakşı ko, nakkaşı ara bul
Onunla dopdoludur hep, ara bul!..

Ne kim var birini bigane sanma
Bu eşyanın kamusun, aşina bul!..

Bakagör bir göz ile cümle şey’e
Görünende ne ağ-u ne kara bul

Verip Hakk’a her işi, çık aradan
Yürü sen de ne havf-u ne rica bul!..

Edip kahr ile lütfu şey’-i vahid
Ne sen sende sefa ve ne cefa bul.

Cemalettin Uşşaki

 
Kategoriler:Edebi Yazılar (şiir, söz..) Etiketler:,

…var ki İSTANBUL /…yok ki İSTANBUL

06 Ekim 2011, 09:05 Yorum yapın

Sana bilmem hangi yönden bakayım
Gece başka gündüz başka güzelsin
Kâinatta eşsiz tek ve özelsin
Çağlar değiştirdi sevdan İSTANBUL

Efendimiz malum ezelden tanır
Binlercesi şehrin can kıskanır
Sinende yaşayan cennettir sanır
Cihanda emsalin yok ki İSTANBUL

Kalbini son defa fethedenlere
Elveda deyip de gitmeyenlere
İmkân bulamayıp gelmeyenlere
Engin hoşgörünle kızma İSTANBUL

Kâbe-i ziyaretgâhların vardır
Şühedadan namazgâhların yardır
Âlem-i insanlar çok arzu-dardır
Sevenin koynunda sar ki İSTANBUL

Köklü medeniyetlerin evisin
Tarihler boyunca ananevisin
Mukaddesatını yâd el de bilsin
Sırr-ı nikabını aç ki İSTANBUL

Her dinin mensubu ibadet eder
Havra Kilise ve Cami’ye gider
O insanlar gönül diliyle ne der
Sessiz niyetleri duy ki İSTANBUL

Tüm insanlar âlâ şeyler yazmışlar
Anlatacak bir söz bırakmamışlar
Nesillere misal hep taşımışlar
Ölçülmez değerin var ki İSTANBUL

Arz ile deniz ve mehtap bakıyor
Gerçek yıldızlardan taçlar takıyor
Her gönülde sevdan ataş yakıyor
Türlü dillerdesin bil ki İSTANBUL

Elbet ben de bir gün gelir geçerim
İlahi yasaya ben de naçarım
Yardan ya da senden vaz mı geçerim?
Bir eser de benden al ki İSTANBUL

Çınlar Cami’lerden ezan(ı)salası
Yıkar nefisleri def-i belası
Zeki’midir sanki tek müptelası
Eyyüb Sultan başta say ki İSTANBUL

Beşiktaş 11.05.02

İSTANBUL

Zeki İlyas Kızılışık

Sözler yetmez Seni (Allah c.c) anlatmaya…

01 Ekim 2011, 08:01 Yorum yapın

  

Eskiden böyle değildi. İçim ürperirdi sonbahar deyince. Kapanırdım eve, bir köşeye çekilirdim öylece. Sonra sonra, okudukça Risâleleri ve Sözleri, açıldı ufkum, barıştım bu mevsimle. Düpedüz haksızlık ettiğimize inanıyorum sonbahara, kış bu öncesi bahara… Üzülürdüm yazın geçişine. Çok şükür şimdi, “Yaz geçti” diyebiliyorum. O kadar çok şey var ki hamd edecek, hangi birini sayayım? Şeftaliyi, üzümü mü? Çocukların gülümseyen yüzünü mü? Ayvayı, narı mı? Belâlara set olan beli bükülmüş mübarek ihtiyarları mı?

İçimiz ısınıyor Allah’ım, sevgin ile… Ömrüm boyunca aşk ve şevk ile. Sevmeye devam edeceğim yarattığın en küçük şeyi bile. Gözlerime dolduracağım maviliği, içime çekeceğim enginliği, sessizliği. Senden bileceğim dalından uzanan her meyveyi. Selâm verip selâm alacağım insanlarına. Hamd edeceğim, şükredeceğim Sana ey Rabbü’l âlemîn… Sadece Sana. Sıyırıp atacağım üstümden yorgunluk denilen şeyi. Varsın bir avuç zeytin, bir parça peynir olsun soframda. Suyu, ekmeği hep aziz bileceğim, Senden ve Senin bileceğim. Şükrederek hakkını vereceğim.

Hayatı seviyorum Rabbim…

Ölüme diyeceğim yok. O da kaderimizde yazılı. Bir günümüz var ama ne zaman?
Öyle derdi annem: “Herkesin bu dünyada göreceği bir günü var.” Gelecek o gün de bir gün, ama ne zaman? Olsun… Senden gelen çirkin olmadı hiç, hepsi güzeldi. Ne gelirse gelsin, bundan sonra gelecek olan da güzeldir.

Mevsimlerin her biri için, günler ve geceler dolusu güzellikler için…

Ve bunca sayısız nimetinden yana…
Rabbim, sonsuza dek hamd olsun Sana!
Kısa günler… Uymuyor saati saatine. Bir bakıyorsunuz, akşamüstü, mükemmel bir vakit… Bir bakıyorsunuz, elveda demiş bir sevdiğiniz. Giden onlar mı, biz miyiz? Kaderim günün içinde. Günün içinde yaşarım. Alın terim, besmelem, gayretim, her şeyim. Ne varsa hepsi günün içinde. Gül, günün içinde; gün, gülün içinde. Ve nihayet gül, güldüğün günün içinde.
 
Kış öncesi bu bahar, içimde solmayan güller var.Başımı çevirip nereye baksam, güneş batmak üzere. Her taraf akşam. Gam yemem, keder bilmem sayende Rabbim. Hakkını veremem, nimetlerin nice nice. Ömrüm ki gitti gidiyor, bitti bitecek, kıldan ince…Kış öncesi bu baharda güzellikler yan yana. Bazen yağmur çiseler. Bazen güneş gülümser. Hep beraber kaderin çizdiği yolda. Bahçede, damda, çitte. Ömür ki, şimdi dar geçitte.
 
Her sabah Allah’ım, her sabah bu mevsimde de yatağımdan kaldıran Sensin.
Rahmetin, şefkatin değer geçer alnımdan. Bir aydınlık ki, nur olup akar dört yanımdan.
 
Muhabbetle bakarım her yana, her yüze. Hamd olsun, bahtiyarım. Hafiftir içim bir tüy kadar. Dilimde Senin için söylenmiş en güzel mısralar var. Dilimde en güzel Sözler… Dosttur, kardeştir bana bu mevsimdekiler. Ne taşıyorsam içimde, karşımda bulurum o güzel duyguyu.
 
Baktığım aynalar kör değil. “Gör” diyorlar bana. Vurulmuşum sevdana. Zerreden yıldıza kadar tecelli eden bin bir esmana… Her şey gözümde başkadır şimdi. Şu yalan dünyada Sensiz olmuyor Rabbim…Ey yeryüzü! Ey gökyüzü! Ve ikisi arasındaki her şey! O’ndan mektuplarsınız bana. Rabbimden kelimelersiniz. Serpiyorum sizi içime çiçek çiçek, döküyorum sizi dilime dilek dilek… Söylediklerinizi takdim ediyorum Rabbime keyifle. Hepinizden bir parça var sözlerimde, dilimde, tesbihimde…Kolay zannederdim aşkının ateşine yanmayı. Nice bin uykudan bir gün uyanmayı. Doğan günle başlıyor ibadetim. Dünya yine aynı dünya, ama baktıkça artıyor hayretim…Böyle değildim eskiden Rabbim, böyle değildim. Küçücük sevinçlerimin bile ne kadar büyük olduğunu şimdi anlıyorum. Aczimle beraber Sana minnet ve şükranlarımı takdim ediyorum.
 
Senden geliyor bu yaşamak sevgisi Rabbim, Senden! Artık âvâre değilim. Bilmeyen bilsin! İçimi ısıtan bu sevgi, Sendendir Rabbim, Senden! Her sabahki neşeli halim, her akşamki dalgın halim, hepsi güzel, hepsi Sendendir Rabbim.
 
“Andıkça Seni, büyür hayalim.” — Abdülhak Hamit
 
Yeryüzüne muhabbetle bakarım. Hamd olsun, bahtiyarım. Hafiftir içim bir tüy kadar. Dilimde Sana dair mısralar var. Bu duâyı birlikte yaptığım insanlar var.Senden gelip Sana gidiyor her şey. İçimdeki bu coşku, bu sevgi de Senden Rabbim.
 
Kapında kul olmak, Seni Rab bilmek ne güzelmiş Rabbim. Her şey gözümde bir başka şimdi. Her sabah şükrederek başlarım söze. Her sabah şükrederek kalkarım. Adınla başlarım her hayırlı işime ve karışırım hayatın içine. Ne yarattıysan güzeldir derim. Hepsi benim içindir, bilirim. Her sabah başlarım söze. Her sabah şükrederek… Ayaklarım aldırmaz hiç yokuşa düze. Sevgin yürütür beni Rabbim.
 
Hayatım değil artık tekdüze. Bir lokma ekmek olsa elimde, bölüşürüm. Paylaşmayı severim. Ey Rabbü’l âlemîn, Senin Habibin (asm) yaptı diye, öyle yapmayı da severim.
 
Ne kadar şükretsem azdır Rabbim. Ne kadar hamd etsem azdır Rabbim.
Şükür derdimi binden bire indirir.
Şükür ki her acımı birdenbire dindirir…
 
Mevsimleri güzel kılan, ömrü güzel kılan, dünyayı güzel kılan, Senin en güzel isimlerindir Rabbim. Hamd ediyorum Sana ey Rabbü’l âlemîn, şükrediyorum.
 
Bir fırsatını bulsam, doğduğum evin taşlığından, penceresinden, yıllar yılı yürüyüp geçtiğim sokağın kıyısından köşesinden, ilk adımımı attığım okulun çeşmesinden, bahçesinden, hâlâ ayakta kalan ve hatıralarımı yaşatan bir iki ağacın yaprağından, meyvesinden gözü yaşlı duâlar göndereceğim Sana. En sevdiğim renge bürünüp öyle göndereceğim.
 
Niye sevmeyeyim ki bu mevsimi? Niye sevmeyeyim ki sonbaharı? Niye sevmeyeyim ki kış öncesi bu baharı? Senden gelen, Senden olan hep güzeldir Rabbim, hep güzel… Hangi yana dönüp baksam, bin bir isminin tecellisi var Rabbim… Günlük güneşlik olsun isterim her yer, ama ne olsa razıyım Rabbim! Senden gelen, kabul edilmez mi Rabbim?
 
Toprağın altındaki tohumu uyandıran ilâhî bir sır vardır. O sır, içimde de var Rabbim… Tohum uyanır da, insan uyanmaz mı? Rabbine gözyaşıyla bir mektup yazıp yollamaz mı?Geç de olsa anladım. Rabbim, biz bu dünyaya günümüzü gün etmek için gelmedik. Rabbim, adını yüceltmek için geldik. Memnun yaşadım ve yaşayacağım her nimetinden. Her nimetinin her zerresi için hamd edeceğim Sana, şükredeceğim ey Rabbim…
 
Bugüne kadar nasıl geçmiş hayatım? Kimler gelmiş, kimler geçmiş… Ben unutmuşum hepsini. Meleklerin yazmış Rabbim, kaydetmiş. Hiçbir şey kayıp değil. Ne ölen, ne solan, ne gelen, ne giden…İlk defa bakıyor gibi bakıyorum denize, havaya, toprağa.
Bir günüm olacak, yatağa düşer gibi başım düşecek toprağa. Hayat kim bilir kaç adım… Bilemeyiz geriye kalan kaç adım…
Kış öncesi baharda hatıralar biriktiriyorum.İyi kalpli komşularımın hürmetine, dostlarımın hatırına kalakaldım yanlarında. Halden bilir can yoldaşlarım… Duâlarınızdan unutmayın.
 
Yaşım ha yirmidir, ha elli… Fark etmez böyle bir günde, böyle bir mevsimde. Günün adı belli. Adınla başlayan her gün, en güzel gündür, bize en büyük teselli…Günler yarışıyor. Adının anıldığı günler, dillere yakışıyor, adının anıldığı dillere. Kimi ‘Allah’ diyor, kimi ‘Ya Rab’, kimi ‘Rabbim’ diyor… Hepsi güzel Allah’ım, hepsi güzel.
 
Yapraklarını ve meyvelerini döken, bir bakıma çocuklarını yitiren anne gibi ağaçlara hüzünlenmek yok artık. Kimin getirip kimin götürdüğünü, nereden gelip nereye gittiğini biliyorum artık. Gönlümün sızısını Âyet-i hasbiyelerle, Dördüncü Şuâ ile siliyor, dindiriyorum artık.Ağır ağır geçeceğim armağanın olan bu vaktin içinden. Selâm vereceğim dağa taşa, kurda kuşa, dosta arkadaşa. Selâm vereceğim insanlara, selâm alacağım. Gece yıldızlara, gündüz ise gözümün takıldığı her şeye…
 
İçimi ısıtan sevgin yeter bana. Soframda hiçbir şey olmasın, katık ederim sevgini. Sade onunla yetinebilirim ey Rabbim. Hamd edeceğim Sana. Sadece Sana şükredeceğim ey Rabbim…
Dar vaktin içinden geçip akşamlarına ulaşacağım, o kızıl akşamüstlerine.
Meded Allah’ım, meded!
 
Gün boyu çalışıp didineceğim. Hayatın eşiğini aşmak için o mukaddes vakte kulak kesileceğim. Minarelerden yükselen ezan seslerini arı duru bir kalple ve hasretle bekleyeceğim. Bir gül açacak iki vaktin ortasında. Ezan-ı Muhammedî ile bir gül… Ve o gülü öpeceğim. Gün, geceye devredecek en güzel anı. Gece, kıyamda, rükûda bulacak kullarını. Her daim tefekkürde ve teşekkürde, şükrün fihristesi olan namazda ve secdede.
 
“Haydi” diyeceğim, “haydi, sevindir günü, sevindir geceyi Sen de!”
Ömrüm boyunca aşk ile, şevk ile Rabbim, sevmeye devam edeceğim her şeyi.
***
Allah’ım, ne olur yardım et bana, daha güzel duâlar edeyim diye Sana… Lüzumsuz konuşmayayım, sözlerimi sadece dilimle değil, kalbimle de söyleyeyim. Allah’ım yardım et. Rabbim, kalbimle ve dilimle adını zikretmeyi, adını anarak ve ve yaşayarak ölmeyi nasip eyle…
Allah’ım, ne varsa her günahımı bağışla.Tâ ki, kabirde ve mahşerde beni hesaba çekeceğin hiçbir şeyim kalmasın.
 
Âmin…
 
Selim Gündüzalp
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 41 takipçiye katılın